Sunday, April 6, 2014

Üç günlük dünya



“Dear colleagues, 


the time has come: after 45 years, 8 months and 18 days at …..”







Böyle başlıyordu e-mail. Bizim şirketin tüm dünyadaki çalışanlarına iletilmişti. Bir insan 45 yıl 8 ay ve 18 gün çalışmıştı bu şirkette ve artık ayrılıyordu. Bunca sene … hemen her sene iş değiştiren, daha fazla maaş bir kademe üst kademe için piyasada firma bırakmayan bir neslin aktif olduğu dönemdeyken boğucu, sıkıcı geliyor… bunca sene…






Evet öyle geliyor. Zira geçen gün bir arkadaşım, çalışmakta olduğu kurumsal firmanın 26 senelik elemanlarına bıyık altından gülüyordu sohbet sırasında. Neden dedim, sence başarı değil mi? Değilmiş. Bu kadar yıl insan ileri gitmeli (Türkçesi kademesi yükselmeli), kendini geliştirmeli (Türkçesi daha çok para kazanmalı) imiş.  Peki…






Bir başkası, uluslar arası bir etkinlikte 70 yaşında hala bizim 25’lik elemanların pozisyonunda çalışmakta olan bir ecnebi amcadan bahsetmişti, yadırgayarak… Yadırgaması doğaldı zira bizim ülkemizde bu kadar yıl çalışıp aynı pozisyonda isen hala, çalışma daha iyi gözüyle bakılıyor. Okurken bile beş sene içinde müdür bilmem ne olman lazım diye dayatılıyor. Çevrenin beklentisi öyle yüksek ki… 






Yıllar geçtikçe bir de bakmışsın çevre tarafından çoktan belirlenmiş hedeflerin peşinde koşuyorsun.






Peki mutlu musun? Değişir. Kişiye göre değişir. Kişinin hayattaki amaçlarına göre değişir. Zira başarı dediğin sadece parayla, kademeyle olsaydı, bugün “para saadet getirmez” gibi aforizmalar dilden dile dolaşmazdı. Başarı dediğin kendinde yarattığın tatmin duygusuyla ilgili… Eğer yaptığın işi iyi yapıyorsan, bu seni tatmin ediyorsa, tamamdır bence. Zira hayat iş değildir. İşin hayatını kaplamıyorsa ve hayattaki hedeflerin profesyonel yaşam ile sınırlı değilse, çevrende yadırgansan bile, bu da iyi bir şeydir.






Hatta belki daha iyi bir şeydir.






45 yıl aynı şirkette çalışmış olan amca, 26 yıllık abla… sen onları profesyonel yaşamlarıyla değerlendiriyorsun ve kendini geliştirmemişlikle yaftalıyorsun, “peh” derken… Peki cidden öyle mi, biliyor musun? Belki bir sivil toplumuna üyeler, belki bir dernekte harika işler başardılar, insanların hayatlarına dokundular bir şekilde… Ya da sadece kişisel gelişimlerine ayırdılar boş zamanlarını? Kim bilebilir?






“Üç günlük dünya” derler ya… Ne olduğunu yeni anladım. 3 gün = dün, bugün, yarın.


Dün, bitti. Yarın belirsiz. Aslolan bugündür! 






Bugün neler yapıyorsun? Çocuğunla, ailenle güzel vakit geçirdin mi? Kendine vakit ayırdın mı? Kimseyi kırmadan ama kimsenin de seni kırmasına izin vermeden, iyi hislerle mi günü bitirdin?






Yani bugün kendinden hoşnutsan dünün bir önemi yoktur, yarın ise… kim bilebilir?







Beni soracak olursan katiyen hoşnut değilim, acilen röfle yaptırmam lazım. 19 hafta olmuş yuh yav! Yuh! 


No comments:

Post a Comment